top of page

EKŞİOĞLU & MOSTUROĞLU AİHM KARARI TÜRKÇE ÇEVİRİSİ

İKİNCİ DAİRE

EKŞIOĞLU VE MOSTUROĞLU DAVASI v. TURKİYE

(Başvuru numaraları. 2006/13 ve 10857/13)

15 Haziran 2021.

Bu karar kesin olmakla beraber bazı şekli değişikliklere uğraması mümkündür.

Ekşioğlu ve Mosturoğlu v. Türkiye davasında,

Başkan, Valeriu Gritco,

Hakimler, Branko Lubarda,

Pauliine Koskelo

ve Bölüm Kayıt Memuru

Katılımıyla komite olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları   Mahkemesi (İkinci Daire),

Türkiye Cumhuriyeti aleyhine Türk vatandaşları olan İlhan Yüksel Ekşioğlu ve Mehmet Şekip Mosturoğlu’nun (“başvuranlar”) İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. Maddesi uyarınca 30 Kasım 2012 tarihinde yapmış oldukları başvuruyu, Türk Hükümetine (“Hükümet”) Tahkim Kurulunun bağımsızlık ve tarafsızlığına ve mahkemeye başvuruya, kayda alınan telefon görüşmelerinin yargılamada kullanılması ve başvuranların Tahkim Kurulu kararının gerekçesinde ve metninde masumiyet karinesi haklarına ilişkin şikayetlerinin bildirilmesi ve başvurunun geri kalanının kabul edilmez olduğunun beyan edilmesi kararını ve tarafların görüşlerini dikkate alarak, 18 Mayıs 2021’de gerçekleştirilen kapalı müzakerelerin ardından, aynı tarihte kabul edilen aşağıdaki kararı vermiştir:

GİRİŞ

1.Başvurucular Türkiye’deki bir futbol kulübünün eski yöneticileridir. Türkiye Futbol Federasyonu Tahkim Kurulu önünde Disiplin Yargılamasına konu olan dava maç sonuçlarını etkileme isnadına ilişkindir.

ŞARTLAR

2. Başvurucular 1966 yılında doğmuşlardır ve İstanbul’da ikamet etmektedirler. İlk başvurucu İstanbul’da faaliyet gösteren Bay E.Şen tarafından temsil edilmiştir. İkinci Başvurucu İstanbul’da faaliyet gösteren başka bir avukat olan N.Karakaya tarafından temsil edilmiştir.

3. Türk Devleti kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.

DAVANIN KOŞULLARI

4. Dava konusu olaylar (olgular), taraflarca belirtildiği üzere aşağıdaki şekilde özetlenebilir

A. Davanın arka planı; Başvurucular aleyhine açılan ceza davası ve telefon görüşmelerinin kayda alınmasına ilişkin tedbirler

5. Futbol camiasında şike ve dolandırıcılık faaliyetleri de dahil olmak üzere organize suç faaliyeti ile ilgili olarak 2011 yılında belirsiz bir tarihte başlatılan çok sayıda ceza soruşturması kapsamında, başvuranlar da dahil olmak üzere bazı futbolcuların, antrenörlerin ve kulüp yöneticilerinin sabit ve cep telefon numaraları, İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi'nin kararları uyarınca dinlenmiştir. Birinci başvuranın telefon hatlarının dinlenmesi, suç örgütü kurma suçu şüphesiyle yetkilendirilmiş ve başlangıçta 22 Şubat 2011'de üç aylığına verilmiş ve 22 Ağustos 2011'e kadar uzatılmıştır. İkinci başvurucuya ait telefon hatlarının ise suç örgütü kurma savıyla 15 Mart 2011 tarihinde dinleme ve kayda alınmasına karar verildiği görülmekle birlikte taraflar Mahkemeye ilgili kararı sunmadıkları gibi bu kararın hangi süre uzatıldığını da belirtmemişlerdir.

6. 7 Temmuz 2011’de başvurucular yargılama yapılmaksızın (yargılama öncesi) tutuklanmışlardır.

7.    2 Kasım 2011’de İstanbul Cumhuriyet Savcısı, 93 kişi hakkında bir iddianame hazırlayıp İstanbul Özel Yetkili Ağır Ceza Mahkemesine sunmuştur. Başvurucular Türk Ceza Kanunu’nun 220.maddesi uyarınca suç örgütü kurmak veya mensubu olmak, 158 § 1 (d) maddesi uyarınca ağırlaştırılmış dolandırıcılık, 6222 sayılı Sporda Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesi Hakkında Kanunun Madde 11 §§ 1, 4(b) ve (c) ve 5. Maddeleri uyarınca Süper Lig'de oynanan birçok maçta şike yapılması ve maç sonuçlarını etkilemek amacıyla oyunculara teşvik primi verilmesi ile suçlanmışlardır.

8. 2 Temmuz 2012 tarihinde İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi başvuranları Türk profesyonel süper liginde maç sonuçlarını etkilemek amacıyla suç örgütüne üye olmaktan Ceza Kanunu'nun 220 § 2 ve 62. maddeleri uyarınca bir yıl üç ay hapis cezasına çarptırmıştır. Mahkeme, bu mahkûmiyetlere ilişkin olarak hükmün açıklanmasının ertelenmesine karar verdi.  6222 sayılı kanunun 11.maddesi uyarınca Şike ve teşvik primi verme hususunda, 15 ve 22 Mayıs 2011 tarihinde oynanan maçlarda şike yapmaktan; 17 ve 22 Nisan ve 25 Mayıs 2011’de oynanan maçlarda ise teşvik primi vermekten, ilk başvurucuya 1 yıl 25 ay 15 gün hapis cezası ve 900.000 Türk Lirası adli para cezası vermiştir. Ceza Mahkemesi ikinci başvurucuya 8 ve 15 Mayıs 2011 de oynanan maçlarda şikeye teşebbüs etme ve 22 Nisan 2011 tarihinde oynanan maç ile ilgili olarak teşvik primi vermekten 1 yıl 4 ay 14 gün hapis cezası ve 100.000 lira adli para cezası vermiştir.

Mahkeme başvurucuları aynı suçlamalarda 22 şubat ve 9 nisan arasındaki eylemlerde bu tarihlerde şike ve teşvik priminin suç olmaması nedeniyle beraat ettirmiştir. Mahkeme başvurucuları cezalarının infazı süresince spor kulüplerinin ve federasyonların idari ve yönetim organlarında görev almaktan men etmiştir.

9. 17 Ocak 2014’te Yargıtay ilk başvurucunun 6222.sayılı kanunun 11.maddesinden olan mahkumiyet kararını onamış ve ikinci başvurucunun 6222.sayılı kanundan olan mahkumiyet kararını bozmuştur.

10. Bu sırada 21 Şubat 2014’te Ceza Usul Kanunun 135 ve 140.maddelerine yapılan değişiklikler ile Ceza Kanunun 220.maddesindeki suçlar iletişimin denetlenmesi, izlenmesi ve kayıt altına alınması için katalog suçlar listesinden çıkartılmışlarıdır.

 11. Belirsiz bir tarihte ilk başvurucu Ceza Usul Kanunu’nun 135 ve 140.maddelerinde yapılan değişiklik nedeniyle ceza davasının yeniden görülmesi için başvuruda bulunmuştur.

12. İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi ilk başvurucunun davanın yeniden görülmesi için yaptığı başvuruyu kabul etmiştir ve başvurucuların davasını aynı dosyada görmeye devam etmiştir. 9 Ekim 2015’te mahkeme başvurucuları şike ve teşvik primi verme suçlarından beraat ettirmiştir. Başvurucuların başvuru yaptığı esnada davanın temyiz aşaması Yargıtay önünde sürmektedir.

13. Ayrıca kumpas davası olarak bilinen ceza yargılamasında başvurucular ve diğer sanıklara karşı oluşan hukuka aykırılıklarla ilgili olarak dahli bulunan kişilere karşı açılmış bir dava açılmıştır. Başvurucuların başvuru yaptığı esnada dava yerel mahkemelerin önünde görülmektedir.

B. Dava konusu olayla ilgili diğer yargılamalar: Türkiye Futbol Federasyonu nezdinde Başvurucular aleyhine açılan disiplin yargılaması

14. 16 Ağustos 2011 ve 3 Ocak 2012 tarihli yazılarıyla Türkiye Futbol Federasyonu ceza soruşturmasına konu şike isnadına ilişkin olarak Başvuruculara PFDK’ya sevk edildiklerini bildirmiştir.

15. Başvurucular savunmalarını yazılı olarak sunmaya davet edilmişlerdir. İki başvurucu da telefon konuşma dökümlerinin disiplin yargılamasında delil olarak kullanılmasına itiraz etmişlerdir. Başvurucular 6222 sayılı kanunun 14 Nisan 2011’de çıkmasından önce şikenin bir suç olmadığını ve bu tarihten öncesine ilişkin telefon kayıtlarının kullanılmasının hukuka aykırı olduğunu ileri sürmüşlerdir. İkinci olarak 14 nisan 2011 ile 3 temmuz 2011 arasındaki telefon görüşme kayıtlarının suç örgütü isnadı ile toplandığını, şike için toplanmadığını ve bu doğrultuda kayıtların toplanmasının ve kullanılmasının hukuka aykırı olduğunu belirtmişlerdir. Maç hakemleri ve gözlemci raporları ile müsabaka kayıtlarının yargılama sürecinde esas delil olarak kabul edilmesi gerektiğini ancak disiplin soruşturmasında hiç kullanılmadıklarını belirtmişlerdir.

16. 6 Mayıs 2012’de PFDK çoğunluk kararı ile ilk başvurucunun 7 mart 2011, 22 nisan 2011 ve 15 mayıs 2011’deki maç sonuçlarını etkilemeye teşebbüs etmekten 3 yıl hak mahrumiyeti ve ikinci başvurucunun 22 nisan 2011’de oynanan maçın sonucunu etkilemeye teşebbüs etmekten 1 yıl süre ile disiplin cezası almasına (hak mahrumiyetine) Futbol Disiplin Talimatı’nın 58/2.maddesi uyarınca karar vermiştir. PFDK başvurucuları suçlu bulurken çok büyük ölçüde ilk başvurucunun 28 şubat 2011 ve 18 mayıs 2011 arasındaki telefon kayıtları ve ikinci başvurucunun 15 mayıs 2011’deki telefon kayıtları ile diğer kişilerin birinci başvurucunun ofisine gittiğinin görüldüğü fiziki takip kayıtlarını kullanmıştır.

17. 19 Mayıs 2012’de başvurucular PFDK kararına karşı olarak Tahkim Kuruluna başvurmuşlardır. Belirtilmemiş bir tarihte Tahkim Kurulu başkanı kendisini davadan çekmiştir.

18. 4 Haziran 2012’de Tahkim Kurulu oy birliği ile itirazı reddetmiştir ve TFF’nin disiplin yargılamasında delillerin değerlendirilmesinde delillerin yasadışı elde edilmediği sürece herhangi bir hukuk kuralı ile bağlı olmadığını belirtmiştir. Bu doğrultuda Tahkim Kurulu maç sonuçlarını etkileme kanıtı olarak kullanılmasının, delil kullanımına izin veren Ceza Muhakemeleri Usul Kanunu (CPP) hükümleri nedeniyle hukuka aykırı olarak nitelendirilemeyeceğini değerlendirmiştir. Bu nedenle, Tahkim Kurulu, başvurucuların telefonlarının dinlenmesinin bir suç örgütü kurma şüphesi nedeniyle yetkilendirilmiş olmasına rağmen, gözetim sırasında elde edilen delillerin şike suçu şüphesini doğurduğu kanaatine varmıştır.

Tahkim Kurulu kararı anayasanın 59.maddesi uyarınca kesin ve herhangi bir yargısal denetime tabi değildir.

İLGİLİ YASAL MEVZUAT (DÜZENLEMELER)

  1. TÜRKİYE FUTBOL FEDERASYONU

19. TFF 1923 yılında Türkiye’deki futbolun yönetilmesi için kurulmuştur. Sporun ulusal federasyonu olarak profesyonel ve amatör futbolun tüm boyutlarını denetleyen ve düzenleyen en üst otoritedir. Futbol ile ilgili disiplin ve idari uyuşmazlıkların çözümünde kullanılan mevzuat ve TFF Tahkim Kurulu’nun münhasır yetkisine ilişkin mevzuat Ali Rıza ve diğerleri v. Türkiye 30226/10 ve 4 diğerleri 45-22, 28 Ocak 2020 dosyasında bulunabilir

20. Dönemin Futbol Disiplin Talimatı’nın 58.maddesi bir maçın sonucunu etkilemeye ilişkin disiplin suçunu; hukuka veya spor etiğine aykırı olarak müsabakaların sonucunu etkilemek veya teşebbüs etmek şeklinde tanımlamıştır. Bir futbolcu veya takıma teşvik primi vermek de bu kapsamda kusurlu bulunmuştur. Bir maç sonucunu etkileme suçuna tekabül eden ceza gerçek kişiler için 1 yıldan 3 yıla hak mahrumiyeti ve kulüpler için bir alt lige düşürülmektir. 99.madde ceza alan kişilerin müsabakalara katılmasını, idari görevlerde bulunmasını, futbol ile ilgili herhangi bir faaliyette bulunmasını ve stadyumlara girişini yasaklar.

II.        İLGİLİ CEZA HUKUKU HÜKÜMLERİ

21. 14 Nisan 2011’de yürürlüğe giren 6222 numaralı Sporda Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine İlişkin Kanunun ilgili maddeleri aşağıdaki şekildedir:

“11-Şike ve Teşvik Primi

  1. Belirli bir spor müsabakasının sonucunu etkilemek amacıyla bir başkasına kazanç veya sair menfaat temin eden kişi, bir yıldan üç yıla kadar (1) hapis ve yirmibin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılır. Kendisine menfaat temin edilen kişi de bu suçtan dolayı müşterek fail olarak cezalandırılır. Kazanç veya sair menfaat temini hususunda anlaşmaya varılmış olması halinde dahi, suç tamamlanmış gibi cezaya hükmolunur. 

  1. Kazanç veya sair menfaat vaat veya teklifinde bulunulması halinde, anlaşmaya varılamadığı takdirde, suçun teşebbüs aşamasında kalmış olması dolayısıyla cezaya hükmolunur.

  1. Suç tamamlanırsa ceza yarı oranında arttırılır

(b) Federasyon veya spor kulübü yöneticileri tarafından….

(c) Suç işlemek amacıyla kurulmuş bir örgütün faaliyeti çerçevesinde,

  1. Suçun bir müsabakada bir takımın başarılı olmasını sağlamak amacıyla teşvik primi verilmesi veya vaat edilmesi suretiyle işlenmesi halinde bu madde hükümlerine göre verilecek ceza yarı oranında indirilir….

9.      Hükmün açıklanmasının geriye bırakılması […] burada sayılan suçlar için geçerli değildir.

“23-Yargılama ve Usul Hükümleri

  1. Ceza Muhakemesi Kanununun 135 inci maddesi hükümleri, 11 inci maddede tanımlanan suç bakımından da uygulanır.

22. CMK'nın (5271 sayılı Kanun) iletişimlerin dinlenmesi ve kaydedilmesine ilişkin 135. maddesi ve izin verilen suçla ilgili olmayan ancak 135. Maddede sıralanan başka bir katalog suçla ilgili olan ve dinleme sırasında elde edilen “tesadüfî delil” leri düzenleyen 138 § 2 maddesi Karabeyoğlu/Türkiye davasında bulunabilir (no. 30083/10, §§ 39-48, 7 Haziran 2016).

HUKUK

 

I.BAŞVURULARIN BİRLEŞTİRİLMESİ

23. Başvuruların aynı konuda olması nedeniyle Mahkeme başvuruları tek kararda ele almayı uygun bulmuştur

II. ANLAŞMANIN 6/1 VE 6/2 MADDELERİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI

    24. İlk başvurucu Sözleşmenin (Konvansiyon) 6. Maddesi, ikinci başvurucu ise 6. ve 13. Maddeleri tahtında Tahkim Kurulu’nun, Kurul üzerinde TFF nin yönetim ve etkilemeleri sebebi ile bağımsız ve tarafsız olmadığından yakınmaktadırlar. Her iki başvurucuda, Tahkim Kurulu Başkanının, herhangi bir gerekçe göstermeksizin çekinmesinin Sözleşmenin belirtilen maddeleri ile uyumlu olmadığından da yakınmaktadırlar. Her iki başvurucu da, ayrıca, Sözleşmenin 6 §§ 2 Maddesi uyarınca masumiyet karinesine ilişkin haklarının ihlal edildiğinden yakınmaktadırlar.

Şöyle ki; benzer suçlamalara ilişkin ceza yargılamasına ilişkin kararlar kesinmişçesine bir gerekçelendirme ve yazım kullanılmıştır.  Mahkeme, bütün bu yakınmaların sadece Madde 6 §§ 1 ve 2 tahtında incelemeye değer bulmuştur. (bakınız Sukhorubchenko v/Rusya, no.69315/01, §60, 10 Şubat 2005; mutatis mutandis, Assanitze v Gürcistan [GC], no.71503/01,  §187, ECHR 2004/II; ve Popov v Moldova (no.1), no.74153/01,  § 58,18 Ocak 2005, ilgili bölümleri aşağıda aktarılmaktadır.:

“1. Herkes medeni haklarının ve yükümlülüklerinin tespitinde…. bağımsız ve tarafsız bir Kurul (Heyet) tarafından adil bir şekilde yargılanmalıdır.

2. Herhangi bir suçla suçlanan herkes hukuka uygun olarak suçlu olduğu kanıtlanana kadar masum kabul edilmelidir.”

25. Devlet başvurucuların şikayetlerine karşı çıkmıştır

  1. Kabul Edilebilirlik

  1. Sözleşmenin 6 § 1 maddesinin TFF tahtındaki disiplin yargılamasına doğası gereği uygulanabilirliği

26. Hükümet anlaşmanın 6/1 maddesinin TFF önündeki yargılamalara uygulanamayacağını ileri sürmüştür. Sporun idaresi ve disiplinine ilişkin uyuşmazlıkların münhasıran spor camiasının bir sorunu olduğunu ve temel hak ve özgürlüklerin alanına düşmediği düşüncesindedir.

27. Başvurucular, idari görevlerinden geçici olarak mahrum kalmaları ile sonuçlanan disiplin yargılamalarının temel haklarını etkilediği görüşündedir

28. Mahkeme, söz konusu yargılamanın bir suç isnadının karara bağlanmasına ilgili olmadığını ve bu nedenle 6 § 1 maddesinin cezai boyutunun uygulanmayacağını not eder. (bkz.  Denisov / Ukrayna [BD], no. 76639/11, § 43, 25 Eylül 2018).

29. Ancak Mahkeme, sürekli olarak, bir mesleği icra etmeye devam etme hakkının tehdit altında  olduğu disiplin kovuşturmalarının, Sözleşme'nin 6 § 1 maddesi anlamında medeni haklar konusunda ihtilaflara (“uyuşmazlıklara”) yol açtığına karar vermiştir (bkz., diğerlerinin yanı sıra, König / Almanya, 28 Haziran 1978, §§ 87-95, Seri A no. 27 ve Di Giovanni / İtalya, no. 51160/06, § 36, 9 Temmuz 2013). Başvuranların spor kulübünde yönetici olarak hizmet etmeye devam etme hakları, haklarındaki disiplin soruşturmasında tehdit altında olduğundan, Mahkeme, Sözleşme'nin 6 § 1 maddesinin medeni hukuk başlığı altında uygulanabilir olduğu kanaatindedir.

30. Bu nedenle Mahkeme, başvuranların taraf olduğu TFF nezdinde yürütülen disiplin soruşturmasının konusunu oluşturan uyuşmazlıklar için 6. maddenin konu bakımından uygulanabilir olduğu kanaatindedir.

  1. Sözleşmenin 6 § 2 Maddesinin TFF Tahtındaki Disiplin Yargılamasına Doğası Gereği Uygulanabilirliği

31. 6/2.Madde “Hukuken suçu kanıtlanana kadar masum kabul edilme” hakkını korur. Mahkeme önceki içtihatlarında masumiyet karinesi ile sağlanan korumayı iki açıdan kabul etmiştir; ceza yargılamasının işleyişine ilişkin usuli boyut ve başvurucunun takip eden yargılamalar neticesinde mahkumiyet dışında bir hükümle sonuçlanması ile var olan masumiyetine itibar edilmesini temin etme boyutu (bakınız, genel olarak, Allen v. Birleşik Krallık (GC) no.25424/09, §§ 93-94, AIHM 2013). İlk açıdan, masumiyet karinesi resmi görevlileri sanığın suçluluğuna ilişkin zamanından evvel beyanlarda bulunmasını engelleyen, ceza yargılamasının adilliğini sağlayan bir usuli güvencedir. Ancak sadece cezai konular ile sınırlı bir usuli güvence değildir; uygulama alanı daha geniştir ve devlet yetkililerinin bir bireyin mahkeme kararıyla suçu kesinleşmemiş bir kişinin suçlu olduğunu ifade etmemelerini gerektirmektedir (Konstas v. Yunanistan no 53466/07, § 32, 24 Mayıs 2011). Bu bağlamda, Mahkeme, “sanık” sıfatıyla ilgili kişiye yöneltilmeyen ancak yine de ilgili olan ve aynı zamanda ceza yargılamasıyla bağlantılı olan bir yargılamada verilen vakitsiz suç değerlendirmesi için de 6 § 2 maddesinin geçerli olduğunu yineler (bknz. El Kaada v. Almanya no 2130/10 str.37, 12 Kasım 2015) 

32. Masumiyet karinesinin uygulanabileceği periyotta mahkeme anlaşmanın 6/2.maddesinin cezai bir isnada maruz kalan herkese uygulanabileceğini hatırlatır ve bir bireye, bir suç işlediğine dair bir iddianın yetkili makam tarafından resmi olarak bildirilmesi (bkz. Bikas / Almanya, no. 76607/13, § 30, 25 Ocak 2018) veya suç duyurusunda bulunulan noktadan itibaren durumu, kendisine yönelik bir şüphe nedeniyle yetkililer tarafından alınan önlemlerden önemli ölçüde etkilenmiştir (bk. Simeonovi / Bulgaristan [BD], no. 21980/04, §§ 110-11, 12 Mayıs 2017 ve burada atıfta bulunulan içtihat).

33. Mahkeme somut olayın şartlarına bakarak başvurucuların 7 Temmuz 2011’de yargılanmaksızın (kovuşturma öncesi) tutuklandıklarını ve 2 Kasım 2011’de Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edilen iddianame ile diğer isnatlarla birlikte şike suçu da isnat edilmiştir. Başvurucuların kovuşturma öncesi safhada tutuklanması ve ceza yargılamasının başlamasını takiben TFF başvurucular hakkında disiplin soruşturması başlatmıştır. Mahkeme tarafların başvurucular hakkında başlatılan ve hak mahrumiyeti almalarına neden olan disiplin yargılamasının doğrudan ceza yargılaması ile ilgili olduğunu ve taraflar arasında bu hususta çekişme olmadığını tespit etmiştir. TFF’nin disiplin otoritelerinin ceza dosyasını incelemesi ve tüm hükümlerini bu dosyanın içeriklerine, spesifik olarak ceza yargılaması için edinilmiş olan telefon görüşmelerine dayandırmaları Mahkeme’nin disiplin ve ceza yargılaması arasında çok güçlü bir bağ olduğunu ve anlaşmanın 6/2.maddesinin disiplin yargılamasında uygulanabilir olduğuna kanaat getirmesini sağlamıştır.  Ayrıca disiplin yargılamasında yer alan otoriteler, Tahkim Kurulu da dahil olmak üzere başvurucuların ceza yargılamasında karşılaştıkları isnatlara karşı masum olup olmadığını değerlendirmeme (tartışmamama) yükümlülüğü altındadır . Bu nedenle, uygulamanın bu yönüyle, konu bakımından Sözleşme hükümleriyle bağdaşmadığı sonucuna varılmıştır.

  1. Yerel Başvuru Yollarının Tüketilmesi

34. Hükümet başvurucuların iç hukuk yollarını tüketmediğini ileri sürmüştür. Hükümet Tahkim Kurulu kararının nihai ve itiraza açık olmadığını itiraf ederken başvurucuların yargılamanın yenilenmesini talep edebileceklerini belirtmiştir.

35. Başvuranlar, yargılamanın yeniden açılmasına yönelik bir başvurunun kendi davalarında etkili bir hukuk yolu olarak değerlendirilemeyeceğini ileri sürmüşlerdir. Bu tür başvuruların ancak yargılamanın yeniden başlatılmasını haklı kılan geçerli gerekçeler olması halinde kabul edilebilir olduğunu ileri sürmüşlerdir. Disiplin yönetmeliğinin 93. maddesine göre, sadece daha önce disiplin mercilerinin dayandığı delillerin sahte olması veya kovuşturmanın sonucunu etkileyebilecek yeni delillerin ortaya çıkması veya lehte hükümler öngören mevzuatta değişiklik yapılması durumu kabul edilebilir. geçerli gerekçeler olarak kabul etmiştir. Başvurucuların Davalarında, ceza mahkûmiyetleri bozulurken, ceza mahkemelerindeki yargılamalar devam etmekte olup kesinleşmemiştir ve bu nedenle disiplin soruşturmasının yeniden görülmesini talep edememişlerdir

36. Mahkeme iç hukuk yollarının tüketilmesine ilişkin olarak yerleşik içtihadına atıf yaparak somut olarak Vuckovic ve diğerleri v. Sırbistan (ön itiraz) [BD], no. 17153/11 ve diğerleri, § § 69-77, 25 Mart 2014. ). Mahkeme, iç hukuk yollarının tüketilmesine ilişkin kuralları belirleyen AİHS'nin 35 § 1 maddesinin ispat yükünün dağılımını öngördüğünü yineler. Mahkemeyi, iç hukuk yolunun teoride ve pratikte ilgili zamanda mevcut olduğu, yani erişilebilir olduğu, davada tazmin sağlayabilecek bir yol olduğuna ikna etmek, tüketilmediğini iddia eden Hükümetin görevidir. İspat yükümlülüğü yerine getirildiğinde başvurucuya bu yolları tüketmiş olduğunun veya herhangi bir sebeple yetersiz veya bazı hallerde etkisiz olduğunu veya özel şartların bulunduğunu kanıtlamak düşer.

37. Mahkeme Tahkim Kurulu’nun 4 Haziran 2012 tarihli kararının Anayasa Mahkemesi de dahil olmak üzere hiç bir mahkeme önünde itiraza açık olmadığını ve haliyle kesin olduğunu tespit etmiştir. Davanın yeniden görülmesine ilişkin mevzuat ceza yargısı önünde kesinleşmemiş bir beraatin aynı olaylara ilişkin bir disiplin yargısını tekrar başlatması için geçerli olmayacaktır. Ayrıca Hükümet PDFK’nın ceza yargısı önünde kesinleşmemiş bir beraatin başvurucuların durumuna benzer bir olayda tekrar yargılama için geçerli olacağını gösteren bir örnek sunamamıştır. Mahkeme hükümetin iç hukuk yollarının tüketilmemesine ilişkin itirazını reddetmiştir.

  1. Kabul edilebilirlik hususundaki sonuç

38. Mahkeme, başvuranlar tarafından yapılan yukarıda belirtilen şikayetlerin, Sözleşme'nin 35 § 3 (a) maddesi anlamında açıkça temelsiz olmadığını kaydeder. Ayrıca, başka herhangi bir nedenle kabul edilemez olmadıklarını kaydeder. Bu nedenle, bunların kabul edilebilir olarak beyan edilmesi gerekir.

  1. Tespitler

1.Tahkim Kurulunun Tarafsızlığı ve Bağımsızlığı

39. Mahkeme Ali Rıza ve diğerleri davasında (yukarıda belirtilmiş satır 201-222) aynı şikayeti halihazırda değerlendirdiğini görmektedir. Bu kararda mahkeme Tahkim Kurulu’nun Sözleşme’nin 6.maddesi uyarınca bağımsız ve tarafsız olarak değerlendirilemeyeceğini zira TFF’nin icra organı olan yönetim kurulunun Tahkim Kurulu’nun organizasyonu ve işleyişi üzerinde kayda değer tesiri olduğuna karar vermiştir. Mahkeme ayrıca TFF’nin Tahkim Kurulu üyelerini dışarıdan gelecek baskılardan koruyacak tedbirleri almadığını ve Tahkim Kurulu üyelerinin tarafsızlığı ve bağımsızlığına ilişkin itirazları ele alacak usul kuralları olmadığını tespit etmiştir (ibid, 212 ve 215).

40. Mahkeme huzurdaki davayı incelemiş ve Ali Rıza ve diğerleri kararındaki bulgularından uzaklaşmayı gerektiren herhangi bir somut duruma rastlamamıştır.

41. Yukarıdaki değerlendirmeler mahkemenin, sözleşmenin 6/1 maddesinin ihlal edildiğine karar vermesi için yeterlidir.

  1. Yargılamanın adilliği ve anlaşmanın 6/2 maddesi uyarınca masumiyet karinesi

42. Tahkim Kurulu’nun anlaşmanın 6/1 maddesinde aranan bağımsızlık ve tarafsızlığa ilişkin gereklilikleri karşılamadığı bulgusu ışığında başvurucuların Tahkim Kurulu’nun yargılamadaki adilliğine ilişkin, mahkemeye erişim ve masumiyet karinesine ilişkin ayrıca değerlendirmeye gerek yoktur. (Bknz. Ali Rıza ve diğerleri v. Türkiye, no.58756/00 str.27 ve 32, 3 Mayıs 2007)

III.SÖZLEŞMENİN 8.MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI

43. Başvurucular telefon görüşmelerinin ceza soruşturması kapsamında takip edilmesinin hukuka aykırı olduğunu ve telefon görülmelerinin dökümlerinin PFDK ve Tahkim Kurulu nezdinde yürütülen disiplin soruşturmasında kullanılmasının Sözleşmenin aşağıda görülen 8.maddesine aykırı olduğunu belirtmişlerdir.

“1. Her şahıs hususi ve ailevi hayatına, meskenine ve muhaberatına hürmet edilmesi hakkına maliktir.

2.Bu hakların kullanılmasına resmi bir makamın müdahalesi demokratik bir cemiyette ancak milli güvenlik, amme emniyeti, memleketin iktisadi refahı, nizamın muhafazası, suçların önlenmesi, sağlığın veya ahlakın ve başkasının hak ve hürriyetlerinin korunması için zaruri bulunduğu derecede ve kanunla derpiş edilmesi şartıyla vuku bulabilir.”

  1. Kabul Edilebilirlik

44. Hükümet başvurucuların anlaşmanın 35/1.maddesi uyarınca gerekli olan iç hukuk yollarını tüketmediğini zira idari yargı önünde kamu görevlilerince iletişimin hukuka aykırı olarak denetlenmesi ile ilgili olarak tazminat talebinde bulunmadıklarını belirtmiştir.

45.Mahkeme’nin Karabeyoğlu’ndaki (60.satırda değinilmiştir) bulgularına dayanarak başvurucular mağduriyetin giderilmesi adına hükümetin bahsettiği hukuk yolunun etkin bir yöntem olarak değerlendirilemeyeceğini zira idare mahkemelerinin tartışılan mahkeme tarafından karar verilmiş iletişimin denetlenmesi yöntemine ilişkin sözleşmenin 8.maddesinde belirtilen güvenceler tahtında bir değerlendirme yapmadığını belirtmişlerdir.

 46. Mahkeme önceki bulgularına atıf yaparak idari yargıdaki tazminat süreçlerine ilişkin olarak yargı kararına dayalı denetim temelli davalarda etkin bir yol olmadığını belirtmektedir. (Karabeyoğlu, yukarıda değinilmiştir, § 60, and Mustafa Sezgin Tanrıkulu v. Turkiye, no. 27473/06, §§ 24-28, 18 Temmuz 2017). Hükümet, mahkemeyi aksi yönde düşünmeye itebilecek bir beyanda bulunmamış, ulusal mahkemelerin önceki kararlarına değinmemiştir.

47.Bu doğrultuda mahkeme hükümetin ileri sürdüğü iç hukuk yollarının tüketilmemiş olması itirazını reddetmektedir.

48. Mahkeme ayrıca başvurunun sözleşmenin 35/3.maddesi bağlamında dayanaktan yoksun olmadığını değerlendirmektedir. Dahası başvurunun başkaca bir sebeple de kabul edilemez olmadığını değerlendirmektedir. Bu nedenle başvuru kabul edilebilir olarak değerlendirilmelidir.

  1. Tespitler

49.  Başvurucular iddialarını sürdürmüştür.

50.Hükümet başvurucuların anlaşmanın madde 8 altında belirtilen haklarına bir müdahale olmadığını belirtmişlerdir. Her halükarda 6222 sayılı kanunun 23/2 maddesinde şikeye ilişkin olarak ceza usul kanunun 135.maddesine atıf yapılması suretiyle aranan koşulların gerçekleştirildiği ve hukuka uygunluğun gerçekleştiğini ileri sürmüştür. Her ne kadar başvurucuların iletişimlerinin denetlenmesi için 6222 sayılı kanunun yürürlüğe girdiği 14 nisan 2011den itibaren yargısal yetkilendirme olsa da hukuki temelden yoksun olduğu söylenemez. Bu konuşmaların tutanaklarının başvuranlar aleyhindeki disiplin soruşturmasında delil olarak kullanılmasına ilişkin olarak, Hükümet, bu tür bir kullanıma izin verildiğinde iç hukukta bir hükme işaret etmemiş, ancak 6698 sayılı Kanunda yer alan hükümlerle birlikte okunması gerektiğini değerlendirmiştir. 6222 sayılı kanunun disiplin yönetmeliği ve TFF'nin şike ile mücadele konusundaki genel görevi ile birlikte bu tür bir kullanımı haklı kıldığı düşüncesindedir.

51. Mahkeme telefon görüşmelerinin anlaşmanın 8.maddesi bağlamında özel hayat ve iletişim kavramları ile bağdaştığını gözlemlemektedir. (diğer kararların yanı sıra bkz. Craxi/İtalya (no. 2), no. 25337/ 94, § 57, 17 Temmuz 2003 ve Drakšas / Litvanya, no. 36662/04, § 52, 31 Temmuz 2012). Bu nedenle, başvuranların şikâyetçi oldukları telefon dinleme önlemleri ve söz konusu disiplin soruşturması bağlamında konuşma kayıtlarının kullanılması, bu maddenin anlamı dahilinde bir müdahale teşkil etmektedir (benzer bir sonuç için bkz. yukarıda anılan Karabeyoğlu, § 76).

52. Mahkeme Karabeyoğlu dosyasını hatırlatarak disiplin mercilerinin ceza yargılaması için elde edilen telefon dinlenmesi yoluyla elde edilen kayıtlara dayanmasının anlaşmanın 8.maddesinin ihlali olduğunu tespit etmiştir. Mahkeme ayrıca anlaşmanın 8/2 maddesi bağlamında müdahalenin yasalara göre yapılmadığını belirtmektedir.

53. Mahkeme huzurdaki dosyaya ilişkin hususların Karabeyoğlu dosyasında değerlendirilenler ile benzer olduğunu belirtmektedir. Bu bağlamda başvurucuların telefonlarının sadece ceza soruşturmasında kullanılmak ve spesifik olarak suç örgütü kurma suçu için takip edilmesine izin verilmiştir. İç hukukun herhangi bir unsuru bu verilerin bir disiplin yargılamasında kullanılmasına izin vermemektedir. Bu noktada telefon dinleme kayıtlarının kullanılması iç hukuka uygun değildir.

54. Bu bağlamda disiplin soruşturmasının içeriğinde başvurucuların telefon görüşme kayıtlarının kullanılması anlaşmanın 8.maddesinin ihlalidir.

  1. ANLAŞMANIN 41.NCİ MADDESİNİN UYGULANMASI

55. Anlaşmanın 41. Maddesi şu şekildedir;

Eğer Mahkeme bu Sözleşme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Taraf’ın iç hukuku bu ihlalin sonuçlarını ancak kısmen ortadan kaldırabiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, zarar gören taraf lehine adil bir tazmin verilmesine hükmeder.

56. Birinci başvuran adil tazmin talebinde bulunmamıştır. Dolayısıyla Mahkeme, başvurana herhangi bir miktar hükmedecek konumda değildir.

57. İkinci başvuran, (i) ceza yargılaması devam ederken tutukluluğu nedeniyle uğradığı gelir kaybı, (ii) bunun sonucunda itibar kaybı nedeniyle gelir kaybı ile ilgili olarak toplam 156.822 Euro (EUR) talep etmiştir. TFF nezdindeki yargılamalar ve (iii) yargılama öncesi tutukluluk süresi boyunca yapılan masraf ve harcamalar. Ayrıca, Sözleşme'nin 6. ve 8. Maddeleri bağlamında manevi tazminat olarak 87.000 Euro talep etmiştir. Masraf ve harcamalara ilişkin olarak, cezai takibatta yasal temsilinin maliyetinden ve aleyhindeki kovuşturmayı bildiren basın makalelerine karşı kamuoyundaki imajını korumak için önlemler alırken yaptığı diğer masraflardan oluşan 4.406.05 Euro talep etmiştir.

58. Hükümet, başvuranın iddia ettiği zarar ile iddia edilen ihlaller arasında illiyet bağı bulunmadığını göz önünde bulundurarak iddialara itiraz etmiştir. Her halükarda, meblağların aşırı olduğunu ileri sürerler.

59. Mahkeme, tespit edilen ihlaller ile iddia edilen maddi tazminat arasında herhangi bir illiyet bağı görmemektedir; bu nedenle bu iddiayı reddeder. Öte yandan, ikinci başvuranın bir miktar manevi zarar görmüş olması gerektiği kanaatindedir. Adil bir şekilde karar vererek, başvurana manevi tazminat olarak 6.000 Euro ve ayrıca bu tutar üzerinden işleyebilecek herhangi bir verginin de eklenerek ödenmesine karar verir.

60. Başvuranın masraf ve giderlere ilişkin talebine ilişkin olarak, Mahkeme, yerel yargılamalarda ortaya çıkan masrafların ancak, tespit edilen ihlali önlemek veya tazmin etmek için gerekli olduğu sürece  ödenebileceğini yineler (bkz., örneğin, Moser / Avusturya, 12643/02, § 115, 21 Eylül 2006). Mevcut davada, yerel yargılamalarda yapılan masraf ve harcamalar, tespit edilen ihlallerle ilgili değildir. Mahkeme bu nedenle bu iddiaları reddeder.

61. Mahkeme, temerrüt faiz oranının Avrupa Merkez Bankası'nın marjinal borç verme oranına dayanmasının uygun olduğunu ve buna üç puan eklenmesi gerektiğini düşünmektedir.

BU GEREKÇELERLE MAHKEME OYBİRLİĞİ İLE,

1.Başvuruların birleştirilmesine

2. Başvuruları kabul edilebilir bulmuştur

3. Sözleşmenin 6-1 maddesinin ihlal edildiğine karar vermiştir

4. başvurunun diğer unsurlarının sözleşmenin 6.1ve 6.2 maddeleri bağlamında değerlendirilmesine gerek olmadığına

5. sözleşmenin 8.maddesinin ihlal edildiğine

6. Savunmacı Devletin ikinci başvurana (Ş. Mosturoğlu) üç ay içinde 6.000 Euro (altı bin Euro) artı tahakkuk edebilecek her türlü vergiyi Türk Lirası'na çevrilmek üzere manevi tazminat olarak ödemesine; ödeme tarihinde geçerli olan orandan ve yukarıda belirtilen üç aylık sürenin bitiminden ödemeye kadar geçen süre boyunca yukarıdaki tutara, temerrüt sırasında Avrupa Merkez Bankası'nın marjinal borç verme faiz oranına eşit bir oranda basit faiz ödenecektir

Başvurucuların Kalanının Adil Tazmin Taleplerini Reddeder

İngilizce dilinde yapılmış ve taraflara mahkeme usulünün 77/2 ve 3.kuralları uyarınca tebliğ edilmiştir.

© Copyright

©2022 by mosturoğlu & çopuroğlu legal services.

bottom of page